Mihrali Sıvasta Ulaş Bucağına bağlı bugünkü Acıyurt Köyü toprağına gelir. Karapapaklar da çevrede kendilerine yer bulurlar. Mihrali Bey bugünkü Konak (Acıyurtun mezrası)ta mesken tutar.
Resim: Mihralibey konağı ULAŞ/Acıyurt
BİR DESTAN KAHRAMANI: MİHRALİ BEY (1844-1906)
Birkaç Söz Mihrali Bey'in köyünden (Acıyurt-Sıvas) olmam dolayısıyla çocukluğum hep bu yüce kişinin kahramanlıklarını dinlemekle geçti. Halkımızın "İkinci Köroğlu" "İkinci Battal Gazi" olarak vasıflandırdığı Mihrali Bey'i inceleyip yazmak fikri de bundan kaynaklanmıştır.
1971 yılından itibaren bu konuda bilgiler toplamaya başladım. Malzemeleri toplarken gördüm ki; Gazi Ahmet Muhtar Paşa'nın Hatırat ve Mehmet Arif Bey'in Başımıza Gelenler'i haricindeki yazılar hep bu eserleri tekrardan ibaret. Duyduklarımın ve bildiklerimin pek çoğu yazılmamıştı. Araştırmalarımı derinleştirdim. Halen sağ olan torunları ve bu sahada derlemeleri bulunan amcam Beşir Sönmez ile irtibata geçtim. Eksik bir kısım kalmaması için on üç yıl bekledim. Saygıdeğer dostum Ali Birinci'nin de teşvikiyle nihayet yazmaya karar verdim.
Mihrali Bey'in hayatı okunduğunda bazı bölümler okuyucularımıza mantıksız gelebilir. Şunu söyleyelim ki; bunların hepsi de hakikattir. Bu yüzdendir ki halkımız onu yüceltmiş; bir destan kahramanı olarak görmüş; hakkında sayısız destanlar söylemiştir. Maalesef bunlardan pek azı elimizde mevcuttur. Yayımlanan ve bilinen destanların haricinde ben de Tokatlı Âşık Püryâni'den üç destan derleyerek manzum parçalar bölümüne ilave ettim.
Mihrali'ye "Mühür Ali" de denmektedir. Bu halkımızın yakıştırmasıdır.
Mihrali'nin hayatı başlı başına bir film konusudur. Yazımızı konu bulmakta güçlük çeken hatta basit konularla Türk sinemaseverleri rahatsız eden film şirketlerinin de dikkatlerine arz ediyoruz. Dileriz bu yazıdan haberdar olurlar.... (Sivas 10. 4. 1984) Yrd. Doç. Dr Doğan KAYA
MİHRALİ BEY'İN HAYAT HİKÂYESİ
Karapapak-Terekeme Türklerinden olan Mihrali Tiflis vilâyetinin Borçalı sancağına bağlı Darvas Köyü'nde büyümüştür. Babası Memili dedesi ise Allahverdi'dir. Asil bir aileden olan Memili Acem kızı ile evlenir. Ondan Mehmet Ali ikinci hanımından da Mihrali Bey İsa Bey Memmedalı ve Ali Bey doğmuştur. İki de kızı vardır: Huri ve Kezban. Daha küçük yaşlarda ata binmeye silah kullanmaya başlayan Mihrali kısa boylu etine dolgun kara yağız ve sevimli biridir. Genç yaşlardaki gözü pekliği cesareti mertliği ve çevikliği dillerde söylenir olmuştur.
Mihrali on yedi yaşındayken babasını kaybeder. Ruslar Mihrali ve kardeşlerinin uğraşmaların rağmen Abdullah Ağa'nın Müslüman mezarlığına gömülmesine izin vermez ve Karapapakların inançlarına adetlerine ters düşen bir usulle kendi mezarlıklarına gömerler.
Civar köylerde bulunan Karapapaklar Çerkezler Çeçenler Lezgiler Darvas Köyü'ne gelip başsağlığı dilerler. Mihrali o gece rüyasında babasını görür. Babası hiddetlidir. "Utanmıyor musun? Beni o mezarlığa nasıl gömdürdün? Yazıklar olsun sana! Eğer benim na'şımı bu kafirlerin içinde korsan hakkım haram olsun." der.
Rüyanın etkisiyle aniden uyanan Mihrali yatağından fırlar. Babasının hayali gözünün önünden hiç gitmez. Kılıcını beline bağlar hançerlerini kuşağının arasına sokar yanına kazma kürek alır dışarı çıkar. Vakit gece yarası olduğu için köy halkı derin uykudadır. Mihrali doğruca mezarlığa gider.
Kısa boylu olmakla beraber çevikliği sayesinde bir hamlede yüksek duvardan atlar. Nöbetçilere görünmeden babasının mezarına gelir. Mezarı kazar ve babasını çıkarır. Bir an önce oradan uzaklaşmak düşüncesiyle babasını omuzlar koşar adımlarla mezarlıktan ayrılır. "Dur! Eller yukarı!" sözüyle hareketsiz kalır. Nöbetçiler na'şı yere bırakmasını söyler. Mihrali bırakır ama bırakmasıyla beraber onların üzerine sıçrar. Dövüşmedeki mahareti sayesinde nöbetçileri öldürür. Mihrali babasını tekrar omuzlayıp Müslüman mezarlığına getirir defneder. Sabaha doğru evine gelir. Olup biteni ağabeyi İsa'ya ve annesine anlatır. Kaçıp dağa çıkmaya karar verir.
Mihrali Keçeli Köyü'ne gider. Orada baba dostu Ahmet Ağa'nın evine misafir olur. Yaptıklarını Ahmet Ağa'ya ve karısına anlatır. Bu arada gönül verdiği Bahar'ı da orada görür.
Mihrali'nin yaptığı işi ertesi gün herkes duyar. Tiflis Valisi'nin emri üzerine köyü ararlar. O'nun Keçeli'ye gittiğini öğrenirler. Keçeli'de Ahmet Ağa'nın evini kuşatırlar. Mihrali içeride atına biner; mahmuz vurmasıyla şaha kaldırır. İkinci mahmuzla yel gibi ahırdan çıkar. Kapı önündeki iki askeri tepeleyip ve kendini atın karnına saklayıp süratle oradan uzaklaşır. (Mihrali atıcılıkta olduğu kadar binicilikte de çok ustadır. At son sürat koşarken karnından dolaştığı atın sırtında ayakta durduğu yahut amuda kalktığı bu haldeyken istediği hedefi vurduğu söylenir.)
Mihrali gece yarısından sonra evlerine gelir. Annesiyle gizlice konuşup ona veda eder; Darvas'tan uzaklaşır. O geceyi dağda geçirir. Ertesi gün bir çobana rastlar; yanında karnını doyurur. Emin yer olarak düşündüğü İran'a geçer. Tiflis valisi Mihrali'yi ellerinden kaçırdıklarını öğrenince ileri gelenleri toplar onlara hakaret eder. kumandanlar askerleriyle etrafa yayılır uğradıkları köylerde Türklere zulmeder. Bu sırada Tavşankuloğlu Hüseyin'le Dalaverli Mansur da dağlarda eşkıyalık yapmaktadırlar. Bütün bunlar Çar II. Aleksandr (1855-1881)'ın kulağına gitmiştir. Türk eşkıyalarının yakalanması için emir verir. Bunun üzerine aramalara hız verilir.
İzini kaybettirmiş bulunan Mihrali'nin nerede olduğunu Keçeli Köyü'nden Hacı Veli Ruslara ihbar eder. Vali de bunu bir mektupla Çar'a bildirir. Mihrali'nin İran'da olduğunu haber alan Çar Şah'a bir nâme yazarak Mihrali'nin yakalanıp gönderilmesini ister.
İran zaptiyeleri Mihrali'nin bir handa kaldığını öğrenir ve oraya gider. Durmadan şüphelenen Mihrali üst kattan askerlerden birinin atına atlayarak oradan uzaklaşır. Tekrar Rusya topraklarına geçer. Evlerine gider annesi ve kardeşleriyle görüşür. Ağabeyi İsa Mihrali'ye kendilerine baskı yaptıklarını yalnız başına bir şey yapamayacağını Dalaverli Mansur ve Tavşankuloğlu Hüseyin'le birlikte olmasının lâzım geldiğini söyler. (Dalaverli Mansur çobanına kızıp onu bıçağı ile öldürmesi üzerine; Tavşankuloğlu Hüseyin de zengin bir Türk'ü yaralayıp Ruslara teslim olmamasından dolayı dağa çıkmıştır. Fakir olan Hüseyin gençliğinde aç kaldığı vakitler mal yayan çocukların ekmeklerini alıp; "Siz tavşan kulağı yapayım." diyerek sağından solundan yiyip karnını doyururmuş. Hüseyin'e bu yüzden Tavşankuloğlu lakabı verilmiştir.)
Mihrali ertesi gün bir çobanla Mansur'a ve Hüseyin'e haber gönderir. Bilahare onlarla buluşur. Birlikte gezmeye başlarlar. Bir Rus öldüren Keleninoğlu Hüseyin de bunlara katılır. Rusların Türklere yaptıkları zulüm karşısında Mihrali ve arkadaşları da Rus köylerine dehşet saçarlar. Dördünün şöhreti de günden güne yayılır.
Her gün valiye şikâyetler yağmaya başlar. Durumdan haberdar olan Çar II. Aleksandr devlet erkânı ile toplantı yapar. Sonuçta suçları az olan Mansur ve Tavşankuloğlu Hüseyin'in suçlarını bağışlarlar. Mihrali'yi yakalayanı rütbe ve para ile taltif edeceklerini halka bildirirler.
Haberi alan Mansur ile Tavşankuloğlu Hüseyin gizlice anlaşır; Vali'ye giderek teslim olurlar. Teslim olmakla kalmaz Darvas'a gidip Mihrali'nin ailesine eza-cefa yaparlar. Hatta Mansur Mihrali'nin ağabeyi Mehmet Ali'yi öldürür. (Bir söylentiye göre de karısını dağa kaldırır.) Bu duyan Mihrali de Mansur'un karısını dağa kaldırıp kurduğu çadıra hapseder. Kardeşi Ali'yi de nöbetçi koyar.
Durumu öğrenen Mansur Mihrali ile teke tek karşılaşmaya cesaret edemez. Tiflis Valisi'nin yanına çıkıp ondan yardım ister. Vali Mansur'un emrine beş yüz atlı verir. Aynı zamanda T. Hüseyin de Mansur'un kuvvetine yakın bir kuvvet tedarik eder.
Dalaverli Mansur etraftaki Türk köylerini Mihrali'nin aleyhine kışkırtır. Ailesinin dağa kaldırıldığını da hatırlatarak başına gelenlerin ileride kendilerine de yapılabileceğini söyler. Bütün bu gayret sonunda işe yarar. Mihrali'nin baba dostu Garip Ağa Maraşlı Köyü'nden yedi kardeşin en büyüğü Musa Çavuş da Çerkezlerden çok sayıda gönüllü toplayarak her koldan Mihrali'yi aramaya başlarlar.
Mihrali aradan bir ay geçtikten sonra Mansur'un karısını evine bırakır. Bu müddet içinde ona hiç dokunmamıştır. Arkadaşlarını toplar bir müddet dağılmalarını söyler. Kendisinin de Osmanlı topraklarına geçeceğini belirtir. Keleninoğlu Hüseyin'in ısrarları karşısında kendisiyle beraber gelmesini kabul eder.
Keleninoğlu Hüseyin'in babasıyla vedalaşmak için köyüne gider. Hüseyin'in köye geldiğini gören bir Türk Ruslara yaranmak gayesiyle köydeki Rus askerlerine O'nu ihbar eder. askerler babasını çağırıp Hüseyin'in teslim olması için O'nu ikna etmesini isterler. Aksi takdirde evi ateşe vereceklerini söylerler. Hüseyin teslim olmaz. Evin üstündeki otluğu ateşe verirler. Hüseyin boğulacak hale gelir. Babası; "Teslim ol!" diye üstüne üstüne gelirken onu bacağından hafifçe yaralar. Aksi takdirde onlar babasını öldüreceklerdir. Derhal dışarı çıkar ve iki Rus askerini öldürür. Fakat başına yediği kurşunla cansız yere düşer.
Keleninoğlu Hüseyin gibi bir yiğitin ölümü Mihrali'ye çok dokunur. Hayatı boyunca Onun mertliğinden sitayişle bahsetmiştir. "Hüseyin üç-beş yüz atlıma bedeldi." demiştir. Daha fazla Rusya'da kalamayacağını anlayan Mihrali Osmanlı topraklarına girer Çıldır'a gelir.
Mihrali'nin Osmanlı toprağında olduğunu öğrenen Çar yakalanıp iade edilmesi için Osmanlı padişahı Sultan Abdülaziz (1861-1876)'e nâme yazar. O sırada sadarette Mahmut Nedim Paşa vardır. padişah durumu sadrazamla görüşür; Mihrali'nin yakalanması için Erzurum valisine haber gönderir.
Birkaç defa sıkıştırılan Mihrali hepsinden kurtulmayı başarır. Bu arada iki Türk askerini öldürür. Her yerde arandığından tekrar Rusya topraklarına geçer.
Mihrali'nin Rusya'da olduğunu öğrenen Mansur Tavşankuloğlu Hüseyin Garip Ağa ve Musa Çavuş dört bir taraftan takibe koyulurlar. Her birinin emrinde 400-500 kişilik atlı vardır.
Bu gruplardan Mihrali'ye ilk rastlayan Musa Çavuş olur. Mihrali atı otlamakta kendisi de dinlenmekte iken gayrı ihtiyari geriye bakar. Musa Çavuş'un kendisine doğru geldiğini görünce atına atlar ve kaçar. Fakat Musa Çavuş yetişir. Mihrali peşini bırakması için O'na yalvarır; aksi halde öldürmek mecburiyetinde kalacağını söyler. Musa Çavuş ısrarla üstüne üstüne gider. Bunun üzerine aniden dönen Mihrali Musa Çavuş'u kılıcıyla yaralar oradan uzaklaşır. Atlıların bir kısmı Musa Çavuş'un yanında kalır diğerleri Mihrali'yi kovalar. Mihrali atına son hızı vererek uçuruma doğru sürer. Bir hamlede karşıya geçer. Arkasından gelenlerin bazıları hızını alamayıp uçuruma yuvarlanır. Bunu gören diğer atlılar durur. Mihrali: "Benim sizlerle işim yok. Peşimi bırakın. Dilerim Musa Çavuş'a bir şey olmamıştır." der ve oradan uzaklaşır. Atlılar Musa Çavuş'u Maraşlı Köyü'ne babasının yanına getirirler. Fakat yolda çok kan kaybettiği için bütün müdahalelere rağmen kurtarılamaz ve ölür.
Mihrali arada sırada köyüne uğrar yakınlarıyla görüşür. Aynı zamanda Musa Çavuş'un ölümü üzerine aramalara daha da hız verilir. Garip Ağa Mihrali'yi bir yerde kıstırır. Düzlükte bir kovalamaca başlar. Bir an gelir ki ikisinin de atları yan yana koşmaya başlar. Garip Ağa Mihrali'nin teslim olmasını isterse de ikna edemez. Kılıcıyla hamle eder. Mihrali hepsini savuşturur. Ekmeğini yediği bu baba dostuna el kaldırmak istemez. Fakat onun kendisini öldürmek istemesi üzerine kılıcını çeker kuvvetli bir hamle ile öyle bir savurur ki Garip Ağa'nın sol bacağını dizinden koparır. Atlılar takip etmek isterlerse de Garip Ağa müsaade etmez. Atlılar onu alıp köyüne getirirler. (Bir söylentiye göre de Mihrali bu sırada Garip Ağa'yı öldürmüştür.)
Mihrali gizlice annesiyle görüşür. Ona Bahar'ı kaçıracağını söyler. Annesi vazgeçirmeye çalışırsa da başaramaz. Keçeli Köyü'ne gider ve Bahar'ı kaçırır. Artık yanında bir de kadın olduğu için işleri de zorlaşır. Bu yüzden Bahar'ı bazı kereler güvendiği kimselerin yanına bırakır.
Bir ara takipçilerden Tavşankuloğlu Hüseyin Mihrali'nin yerini öğrenir derhal oraya gider. Mihrali yanında Bahar olduğu için pek kaçamaz. Tavşankuloğlu Hüseyin arkalarından yetişir. Kılıcını vuracağı sırada bunu gören Bahar korunmak için sağ kolunu kaldırır. Tavşankuloğlu Hüseyin kılıcını indirir Bahar'ın sağ elinden üç parmağını keser Mihrali'yi de başından yaralar. Mihrali can acısıyla geri döner. Tüfeğini ateşlemek isterse de tüfek ateş almaz. Atını mahmuzlar Hüseyin'e yetişir. Kılıcını sallar ama vuramaz. Kılıç atın kuyruğunu keser. Hüseyin'in kaçtığını gören adamları da irkilir ve geri döner. Mihrali bir dere kenarına gider. Bahar Mihrali'nin kanlarını temizler. Tülbendini çıkarıp başını sarar. Yara derin olduğu halde Mihrali aldırış etmez. Atına biner Bahar'ı emin bir yere bırakır; oradan ayrılır.
Mihrali Osmanlı topraklarına geçer. Bir ihbar üzerine yaralı olduğu halde yakalanır. Gözlerini açtığında kendini elleri ve kolları zincire bağlanmış olarak Kars hapishanesinde bulur. Burada başkaları da vardır; fakat sadece kendisi bağlıdır. Mihrali'nin kendine geldiğini görence Âşık Ahmet adındaki bir Türk Yanına yaklaşır Mihrali'yi konuşturur. onun meşhur Mihrali olduğunu öğrenince şaşırır. Mihrali Aşık Ahmet'ten hapishane hakkında bilgiler alır. Birlikte kaçmaya karar verirler.
Aşık Ahmet ziyarete gelen karısına her gelişinde bir şey getirmesini söyler. O da ekmeğin içine eye vücuduna çekiç ve benzeri eşyalar saklayıp peyderpey kocasına getirip verir.
Yarası cerahat bağlamış ve çok bitkin bir durumda olan Mihrali hapishane arkadaşlarının en zayıf bir yerden tünel açmalarını ister. Mahkumlar geceleri sesiz ve gizlice söylendiği şekilde çalışırlar. Tünelin ağzı maalesef nöbetçilerin bulunduğu yere denk gelir. Mihrali son taşı çıkarmamalarını belki bir gün lâzım olacağını söyler. Bu arada Mihrali'yi -yaralı olduğundan- sırtta mahkemeye götürürler. Mahkemede idamına karar verirler. Kararla ilgili evrak önce Erzurum'daki Temyiz Divanı'na sonra İstanbul Temyiz Mahkemesi'ne tasdike gönderilir; padişahın imzasına sunulur.
Mihrali ise zindana döndüğünde durumdan arkadaşlarını haberdar eder. kaçacağını isteyenin de kendisi ile birlikte gelebileceğini söyler. Bir gece yarısı Âşık Ahmet'le birlikte mahkumları ayaklandırır. Kan gövdeyi götürürken Mihrali bu arada kendisini duvara bağlayan zincirleri keser. Âşık Ahmet'le önceden kazılmış tünele girer. Son taşı kaldırırlar. Mihrali daracık delikten güçlükle çıkarken nöbetçi görür. Mihrali'nin kaçmasına fırsat vermeden süngüsünü bacağına saplar. Mihrali süngüyü kavrar. Nöbetçi tüfeği çektiğinde süngü Mihrali'nin bacağında kalır. Mihrali ani bir hareketle süngüyü çıkarır ve gayet ustalıkla fırlatır. Süngü nöbetçinin gırtlağından girer; nöbetçi yere cansız düşer. Âşık Ahmet korkusundan tünelden çıkamaz ve zindana döner.
Mihrali sürüne sürüne zindanın karşısındaki tavlaya girer. Tavlada atlar için hazırlanmış otluğun içine kendini bırakır. Orada iki gece üç gündüz kalır.
Zindandaki ayaklanma önlendikten sonra mahkumlar sayılır; Mihrali'nin olmadığı görülür. Hemen dört bir yana atlılar çıkarılır. Bütün aramalara rağmen atlılar elleri boş dönerler.
Mihrali üçüncü gece biraz kendine gelir. Ayakları hala zincirle bağlı olduğu için onları eye ile kesmek ister; zincirin kalınlığı eyenin küçüklüğü dolayısıyla kesemez. Bu halde ata binemeyeceği için başka çareler arar. Sonunda topuğunu kesip demir bilezikleri çıkarmaya karar verir. Topuğunu kesmesiyle müthiş bir acı duyar fakat buna katlanır. Gömleğinden bir parça yırtar topuğuna sarar. Başından dizinden ve topuğundan yaralı olan Mihrali bu yönüyle azim sabır ve cesaret timsali gibidir. Ellerindeki bilezikleri ise kesmez. Zira kafi miktarda yarası vardır. biraz otla sarındıktan sonra bir delikten kendisini aşağıya bırakır. Otların üzerine düştüğünden ses çıkmaz ve canı fazla acımaz. İçeride sıra sıra atların olduğunu görür. Gözüne iyi bir at kestirir. Sonra başka bir atın sırtından ter keçesini çıkarır bineceği atın ayaklarına bağlar. Zira zemin taş olduğu için ses çıkarabileceğini düşünür. Havanın sıcaklığı dolayısıyla çift kapının açık olmasından da istifade ederek atına atlar ve son sürat oradan uzaklaşır. Gece yarısı Maraşlı'ya gelir.
Mihrali Maraşlı'da ilk rastladığı evin kapısını vurur. Bu ev daha önce öldürdüğü Musa Çavuş'un babasının evidir. Mihrali'yi içeri alıp yatırırlar. Mihrali olup bitenleri anlatır. Adam Mihrali'ye ses çıkarmaz. Üstelik su ısıttırır ve bir tekne içinde onu yıkar yaralarını temizler merhem çalar. Süt içirttikten sonra istirahatını temin eder. çocuklarını başına toplar. Evlerinde Mihrali'nin olduğunu böyle mert birisine ölen kardeşlerinden dolayı kalleşlik etmemelerini söyleyerek onları ikna eder. bu arada Mihrali'nin tavladan çaldığı at damgalı olduğu için çocuklarına bu atı çok uzaklara bırakıp dönmelerini söyler. Sabahleyin altı oğlu ile beraber Mihrali'nin yanına gider; kendilerini tanıtır. Mihrali irkilir. Adam; "Biz seni Musa Çavuş'un yerine koyduk. Sen de bundan böyle bizim oğlumuz sayılırsın." der. Mihrali'ye bir ay bakarlar. Gideceği zaman iyi bir at ile Musa Çavuş'un kılıcını verirler. Adam altı oğlunu Mihrali'nin yanına katar ve uğurlar.
Bu sırada 93 Harbi (1877-1878) patlak verir. Osmanlılar hem kuzeybatıda hem de doğuda Ruslarla savaşır. Doğuda Rus ordusunun başında Loris Melikof Osmanlı ordusunun başında da Ahmet Muhtar Paşa vardır.
Mihrali atlılarını yanına alır 120 kişilik çetesiyle Ruslara yapmadıklarını bırakmaz. Ruslar bu belâlı Karapapak ile baş edemeyeceklerini anlayınca "Orduya hizmet" şartıyla bağışlar. Mihrali ise Kars kumandanı Hüseyin Hami Paşa'ya gizlice haber göndererek affedilirse Osmanlılar safında mücadele vereceğini bildirir. Mihrali'nun bu teklifi kabul edilir.
Beri taraftan Dalaverli Mansur (muhtemelen albay) ve Tavşankuloğlu Hüseyin (muhtemelen binbaşı) üst rütbelerdedirler. Maalesef Karapapak olmalarına rağmen Osmanlılara karşı savaşırlar. Mihrali kuvvetleriyle Çıldır'a gelir. Yanına kardeşi Ali Bey'i de almıştır. Kendisine binbaşılık Ali'ye de mülazımlık rütbesi verilir.
Bir gün T. Hüseyin'den bir mektup alır. Hüseyin Mansur'la arasının açıldığını isterse emrine girebileceğini yazmaktadır. Mihrali kabul eder. böylece T. Hüseyin de Osmanlı'ya iltica eder. O'na da binbaşılık rütbesi verilir. 93 Harbi'nin temmuz-ağustos aylarında muharebe iyice kızışır. Mihrali Kars'ın Göle cihetinde kendinden en az on misli fazla bir kuvvetle karşılaşır. Mihrali tüfek ve kılıçla taarruz emrini verir. Saldırı anında Mihrali'nin atı göğsünden bir kurşun alır yere kapaklanır. Mihrali üç-dört metre ileriye düşerken perende atıp iki ayağı üstüne kalkar. Aynı anda tüfeğini ateşleyerek atını vuran askeri alnından vurur. Kendisine yaklaşan bir askeri de kılıcıyla bertaraf ettikten sonra onun atına atlar düşman saflarına dalar. Askerler bir müddet sonra kaçmaya başlar. Çemberi yaran Mihrali önüne çıkan düşmanı tepeleyip on dört bakkaliye arabasını alır ve Kars Kalesi'ne döner. Kaleyi dıştan kuşatan askerlerin de çemberini yararak kaleye girer. Haftalardır aç susuz kalan askerler gelen malzemeleri görünce bayram eder.
Haberi alan Anadolu Harp Ordusu Başkumandanı Ahmet Muhtar Paşa; Mihrali'yi tebrik ve taltif eder. Fakat bu kuru erzak askere kafi gelmez. Aylardır ete hasret olduklarından hepsi de bitkin düşmüştür. Hatta bu yüzden Ahmet Muhtar Paşa geri çekilme kararındadır. Bunu duyan Mihrali Ahmet Muhtar Paşa'nın yanına gider kararından vazgeçmesini söyler. Güvendiği adamları yanına alarak düşman sınırından içeri dalar. Haradan yüz elli kadar kadana at ile ahırlardan binin üstünde koyun çıkarıp çemberi yararak Ahmet Muhtar Paşa'ya getirir. Paşa'nın sevinçten gözleri yaşarır. Sonuçta Kars muhasaradan kurtulur.
Ahmet Muhtar Paşa bunun üzerine Mihrali'yi çekilen Rus ordusunun üstüne gönderir. Mihrali Göle Nahiyesi'nin Demirkapı Köyü'nde bir alay düşman süvarisini kaçırır. Karşısına başka bir alay çıkar. Zekası sayesinde bunları da alt eder: Kendisi güya kaçıyormuş gibi yapar. On misli düşman da kovalamaya başlar. Pusudaki aaaaen askeri bunlara ateş ederek iki bölüğü dağıtır. Mihrali de aniden dönerek bunlara destek olur. Planın ustalığı sayesinde iki şehit dört yaralıya karşı yüzden fazla cesedi ile düşmanı bozguna uğratır.
Paşa'nın sonsuz güvenini kazanan Mihrali bu sefer Gümrü-Tiflis yolu üzerinde Ağbulak ve Parmaksızköprü'deki askeri mevkilere ait telgraf tellerini kesmeye memur edilir. Mihrali 130 kadar süvarisiyle sekiz gün boyunca erzak kollarını vurur telgraf tellerini keser müfrezeleri tepeler düşmanı çaresiz ve kımıldamaz bir hale getirir. Düşmanın yetmişe yakın can kaybının yanında kendisi dört şehit ve sekiz yaralı ile döner.
Ahmet Muhtar Paşa'nın Mihrali'nin bu kahramanlıklarını payitahta bildirmesi sonucu Mihrali'ye II. Abdülhamit (1876-1909) tarafından ilk Mecidiye Nişanı verilir.
Mihrali daha sonra Paşa'dan izin alarak Rus sınırından içeri girer. Köyü Darvas'a gelir. Akrabasını ve diğer Karapapakları toplayarak Osmanlı'ya göç eder. Kafilede kardeşi İsa Bey karısı Bahar kardeşi Mehmet Ali'nin oğlu Rüstem kundaktaki oğlu Rüştü de vardır. Mihrali; "Belki ses çıkarır." diye oğlu Rüştü'yü bir çalının dibine bırakır. Bahar Hanım ağlar. Görümcesi Huri Hanım kara ve soğuğa aldırış etmeyerek hemen atını geri çevirir çalının dibinden Rüştü'yü alır kafile sınırı geçmekte iken onlara yetişir.
Mihrali daha sonra Erzurum Müdafaası'nda yer alır. Aziziye baskınından sonra düşman dört alayla Erzurum'u batıdan çevirmek ister. Muhtar Paşa bunların üstüne üç-dört yüz süvari gönderir. Mihrali bu cenkte ağır yara alır. 12 Kanunuevvel 1877'de (12 Aralık 1877) A. Muhtar Paşa İstanbul'a çağırılır. O'nun gitmesi üzerine Mihrali de artık orada kalamaz. A. Muhtar Paşa Mihrali'ye bir kızak hazırlattırır. Kendisi İstanbul yolunu tutarken Mihrali de kafilesiyle Sivas'a doğru yol alır.
Mihrali Sıvas'ta Ulaş Bucağı'na bağlı bugünkü Acıyurt Köyü toprağına gelir. Karapapaklar da çevrede kendilerine yer bulurlar. Mihrali Bey bugünkü Konak (Acıyurt'un mezrası)'ta mesken tutar. Acıyurt halk ağzında; "Büyük Köy Papaklı Köyü Mihrali Bey'in Köyü" gibi adlarla anılır. Tavşankuloğlu Hüseyin Kuşkayası Köyü'ne yerleşir. Bugün Kangal Uzunyayla civarında 30-40 pare Karapapak köyü vardır. Buralara yerleşmekte devlet onlara herhangi bir güçlük çıkartmamıştır. Zira II. Abdülhamit Mihrali ve ahfadının dilediği yerde yerleşmesini serbest bırakmıştır. Mihrali Sıvas'ta 40. Hamidiye Süvari Alayı'nı kurar.
Göçten on iki yıl sonra (1899) Kurt İsmail Paşa Mihrali Bey'in yanına geldi. Bağdat'ta amansız bir eşkıyanın olduğunu Arapları Osmanlılar aleyhine kışkırttığını söyler. Mihrali Bey bunun üzerine atlılarını toplar Kurt İsmail Paşa ile Bağdat'a gider. Bağdat Valisi Mehmet Fazıl Paşa (?) bunlara izzet ikramda bulunur. Mihrali eşkıyaya teslim olması için haber gönderir. O da bir şey yapmayacaklarına dair şeref sözü alarak teslim olur. Mihrali Sultan Abdülhamit'e eşkıyanın teslim olduğunu ve bağışlanmasını bildirir ve bağışlanır. Bağdat'ta vali ve eşkıya Mihrali'ye iyi cins Arap atları hediye ederler. Mihrali Kurt İsmail Paşa ile geri döner.
Bu olaydan sonra Mihrali'nin ünü daha da yayılır.
Bir gün beyler ve ağalar Kangal'da sohbet ederken Kangal Kaymakamı içeri girer. Herkes ayağa kalkar Mihrali kalkmaz. Kaymakam hiddetlenir. Mihrali de gazaba gelip kaymakamı döver. "Sen kim oluyorsun da bana ayağa kalk diyorsun? Seni kalaycı çırağı seni!..." der . Kaymakam bu olayı vali Reşit Paşa'ya anlatır. "Seni kalaycı beni de çırağın yaptı." der. Buna fazlasıyla içerleyen vali durumu Sultan Abdülhamit'e bildirir. Sultan da; "Bir adamı bana çok mu gördünüz? O benim yularsız aslanımdır." diye haber gönderir.
Mihrali ile Vali'nin arasının açılmasına başka bir olay daha sebep olmuştur: Bir at yarışında Mihrali'nin Karakütük adlı atı da vardır. Yalnız bu atın bir özelliği vardır; silah atılmadan silah sesi duymadan iyi koşamaz. Vali bunu bildiği için silah atılmasını istemez. İki taraf da anlaşır. Yarış başlar. Karakütük hep geride kalır. Kuşkayası Köyü'nden Karapapak Çopur Ali buna tahammül edemez. "Mihrali'nin atı olsun da geride kalsın bu ne demektir?" diyerek silahını ateşler. Sonuçta Karakütük birinci olur. Vali bunu Mihrali'nin planı olarak telakki eder.
Bu sıralarda Yemen İsyanı baş gösterir. Bilhassa İngilizlerin teşvikiyle Osmanlılara sık sık isyan bayrağı açan Araplar gün geçtikçe işi azıtırlar. Mihrali'yi çekemeyen Vali Reşit Paşa; "Bu isyanı bastırsa bastırsa Mihrali bastırır." diye Abdülhamit'e haber gönderir. Niyeti Mihrali belasından (!) kurtulmaktır. Padişahtan gelen haber; "Dilerse gider dilerse gitmez. Ben O'nu her şeyde serbest bıraktım." şeklindedir. Durum Mihrali'ye bildirildiğinde; "Gitmem." demeyi yiğitliğine yediremeyip atlısını toplayarak yola çıkar. Adana'da büyük bir kalabalık Mihrali'yi karşılar. "Oralar sıcaktır sıcağına dayanamazsınız." diye vazgeçirmeye çalışırlar. Mihrali geri dönmeyi gururuna yediremez. Yola çıkar ve bir zaman sonra Yemen'e varır. Yanındaki kardeşi bu sırada yüzbaşıdır.
Kimsenin baş edemediği ve bir zamanlar eşkıya iken sonradan büyük bir vatansever olup vatanına hizmetler yapan bu destan kahramanı Mihrali Yemen'in sıcağına dayanamaz hastalanır ve orada ölür (1906). Atlılarından çoğu da telef olur. Ancak üç-beş kişi geriye döner. Bunlardan bazıları Acıyurt Köyü'nden Yüzbaşı Ahmet Yetim İsmail Mahmut Çavuş; Kurdoğlu Köyü'nden Gökçe Çavuş Kuşkayası Köyü'nden T. Hüseyin'dir. Mihrali'nin kardeşi Ali Bey ise Yemen dönüşü gemide öldürülmüştür. Bir söylentiye göre Sıvas'taki Karapapakların lideri olmak için Ali Bey'i Tavşankuloğlu Hüseyin öldürmüştür. Mihrali Bey'in oğlu Rüştü Bey ise 1932'de vefat etmiştir.
II - MİHRALİ BEY HAKKINDA MANZUM PARÇALAR
-1- Âşık Sadık'ın Mihrali Bey Destanı
Ey ağalar beyler bizim ellerde Koçaklıktan yana birdi Mihrali Cahallık eyleyip dağlarda gezdi Epey zaman kaçak durdu Mihrali
İbtidâ gözünden düştü devletin Sonra göze girip buldu rağbetin Cihana tanıttı şânın şevketin Bir eşsiz nâmıdâr erdi Mihrali
Kan kavga kopanda Kars'ın başına Doksan üç'te baktı yurdun işine Dört-beş yüz atlıyı yığdı peşine Moskof'un cengine girdi Mihrali
Muhtar Paşa kıydı ona nişânı Başladı dökmeğe hûn-ı düşmanı Şânı tuttu bütün Kafkasistan'ı Koçaklarda dizdi ordu Mihrali
Ordu-yı İslam'a rehnümûn oldu Tanrı aslanı çok şâd memnun oldu Düşman güzergâhı her pür nun oldu Leşlerini yere serdi Mihrali
Kemender Kazağı hep bizâr etti Rahat yatırmadı can bizar etti Loris de elinden el-hazer etti Gece karargâhlar yardı Mihrali
Moskof ordusuna çok dehşet saldı Hareketlerini keşfedip bildi Osmanlı askeri tedarik aldı Düşmana tuzağı kurdu Mihrali
Adını duyanda Rus'un Saldad'ı Koparırdı "Mama" deyip feryadı Moskof'a havf saldı merdâne adı Gözlerin kurdunu kırdı Mihrali
Rus'u Şüregel'de pişman eyledi Yollarını kesip hüsran eyledi Taburların hâkle yeksan eyledi En dilâverlerin yordu Mihrali
Mel'un Hacı Veli gör ne iş tuttu Beş kapige dinin nâmusun sattı Kars'ın teslimine çok gayret etti O'nu sağ Paşa'ya verdi Mihrali
Huda'nın mukadder günü gelende Bu hâl ile mahşer günü gelende Düşmanların zafer günü gelende Ciğerine dağlar vurdu Mihrali
Ağlaya ağlaya yurdu terketti Atlıların çekip Sivas'a gitti Nice ehl-i maraz şifâya yetti Onlara bir tâ'un çordu Mihrali
Alnına yazılmış kara yazılar Murada yetmedi ağlar sızılar Haberi getirdi bazı bazılar Kars'ı her gidenden sordu Mihrali
Akıbet O'na da bu fâni cihan Yâr olmadı göçtü kalmadı mihman Cennet-i Al'â'da tuttu bir mekan Gaziler yanına vardı Mihrali
Gani Rahmân rahmet eyleye ana Azim hizmeti var dine vatana Ahvadımız dâim adını ana Severdi gönülden yurdu Mihrali
SADIK'ın feleğe meydanı kaldı Kıydı o yiğide nâm şânı kaldı İkinci Köroğlu destanı kaldı Söylenir dillerde merdi Mihrali Âşık SADIK
-2- Mihrali Bey Destanı*
Osmanlı da ona yağılık etti Yaralı aslanı kal'aya attı Kıymetin bilmedi kötülük etti Kars'ın kal'asını yardı Mihrali
Muhtar Paşa divanına sesledi Nişan verdi şân şerefin süsledi Ganimetle orduları besledi Şikârın yanına kaldı Mihrali
Berat aldı Padişah'ın elinden Gece aştı Kabaktepe belinden Gümrü Tiflis kan ağladı elinden Gürcistan'a talan saldı Mihrali
Tülü Musa çok hıyanet eyledi Kâmil gizli sırlarımız söyledi Mansur Latif Karapapak beyleri Osmanlı'ya arka daldı Mihrali
Sürü sürü koyunları geçirdi Yılkı çekip atlarını aşırdı Kafkasya'dan beri sürdü getirdi Urusya'dan çok bac aldı Mihrali
-3- Mihrali Bey Atlıları Türküsü**
Ehli İslam olan eşissin bilsin Can sağ iken yurt vermeniyh tüşmana İsterse Uruset ne var ki gelsin Can sağ iken yurt vermeniyh tüşmana
Kurşanıng kılıncı geyhiniñ donu Kavga bulutdarı sardı her yanı Doğdu koç iğiding şan almakh günü Can sağ iken yurt vermeniyh tüşmana
Esger olan bölüyh bölüner Kars Kalası sandız mı ki alınar Boz atdar üstünde kılınç çalınar Can sağ iken yurt vermeniyh tüşmana
Kavga günü namert sapa yer arar Er olan göğsünü tüşmana gerer Cem-i ervah biznen meydana girer Can sağ iken yurt vermeniyh tüşmana
Hele Al-Osman'ın görmüyüf zorun Din gıyratı olan tederiyh görüñ At tepiñ baş kesiñ Kazağ'ın kırıñ Can sağ iken yurt vermeniyh tüşmana
Men-Esfer'di(r) biling Urusuñ esli Orman yabanısı balıhçı nesli Hınzır sürüsüne dalıf kurt misli Can sağ iken yurt vermeniyh tüşmana
ŞENNİYH ne durursun atdarı miniñ Sıyra kılınç tüşman üstüne dönüñ Artajakhdı(r) şanı bu Al-Osman'ıñ Can sağ iken yurt vermeniyh tüşmana Âşık ŞENLİK
-4- 93 Kars Kavgaları Türküsü Gümrü'den yörüdü şapkalı Kazak Kars içinde eser bir acı sazak Kaptan Paşa diyer: Devranı bozak Gel beri gel beri bizim Osmanlı Kavga koptu Kars'ın başı dumanlı
Yaktı gülşen yurdu zâlim saldadı Loris de zulmedip verdi berbadı Ardahan kan ağlar gözler imdadı Gel beri gel beri bizim Osmanlı Kavga koptu Kars'ın başı dumanlı
Mirali Paşa da çok mertlik etti Mansur'un evini yıktı dağıttı Hacı Veli'nin de toyunu tuttu Gel beri gel beri bizim Osmanlı Kavga koptu Kars'ın başı dumanlı
Muhtar Paşa aldı Gazi şanını Çevirdi Moskoflar çevre yanını Yahnılar koparttı Nuh tufanını Gel beri gel beri bizim Osmanlı Kavga koptu Kars'ın başı dumanlı
-5- Mihrali Bey -Uzunhava-
Ben gidiyom Rüştü Bey'im ağlama Köz koyup da ciğerimi dağlama Alay gitti beni burda eğleme Yemen'e de benim ağam Yemen'e Erdi m'ola Mihrali Bey Yemen'e Kurdu m'ola çadırları çimene Oğul köz düştüğü yeri yakar kime ne Oğul dert benim değil mi vallah kime ne
Ben gidiyom Rüştü Bey'im sana bir nişan Susuzluktan alayları perişan Hiç iflah olur mu Yemen'e düşen Bağlantı
Mihrali'yi sorarsan ezelden yaslı Çifte al kılıcın uçları paslı Ta ezel ezelden yaslıyım yaslı Bağlantı
Mihrali'yi sokaklarda tuttular Ağamı da bir kurşuna sattılar Mihrali'yi Yemen'e de attılar Bağlantı
Mihrali Bey Hamidiye alayı Düşmanlar çıkardı türlü belayı Nedir Ali Bey'im bunun kolayı Bağlantı
Devlete bağlıdır şu senin başın Cihanda aransa bulunmaz eşin Elliyle altmışa yakındır yaşın Bağlantı
Kum tepesi oldu görünmez otlar Açlıktan ölüyor küheylan atlar Kardaş şehit düştü nice yiğitler Bağlantı
Arap atlar geldi bağlanmak ister Kömüşlerin geldi yağlanmak ister Rüştü Bey büyüdü evlenmek ister Bağlantı
(Rüştü Bey : Mihrali Bey'in oğlu Ali Bey : Mihrali Bey'in kardeşi)
-6- Mihrali Bey'e Ağıt
Bell'oldu gittiğin benim efendim İndelhan olanlar seni arıyor Yıkıldı bir yanı koca Sivas'ın Dervişan olanlar seni arıyor
Bozuldu elvanı yüce binanın Gamı arttı içindeki çobanın Kesildi kısmeti hane viranın Cennette gılmanlar seni arıyor
Yükledi göçünü can Mehmet Ali Bir zaman dillerde söylensin hâli Mahir Bey kızının kırıldı kolu Akıttı al kanlar seni arıyor
Gayri şahin uçtu dalda yar kaldı Vefasız dünyanın ömrü az kaldı Bağlar çiçek açmış güllü yar geldi Bahçıvan olanlar seni arıyor
Ne muhalif değdi feleğin taşı Yaktı nâsı ayrılığın ateşi Yine eşkiyalar kaldırdı başı Bezirgân olanlar seni arıyor
Hani senin gibi ellerde rehber Senden ziya umar günler geceler Çarşılarda esnaf köylerde rençber Dağlarda çobanlar seni arıyor
Olanca muradın mahşere kaldı Felek bu belâyı bizlere saldı Âşık RUHSATÎ de meddahın oldu Nice pehlivanlar seni arıyor
-7- Mihrali Bey'in Sivas'a Geliş Destanı
Nasıl methetmeyem Mihrali Bey'i Sivas ülkesinin beyi geliyor O zâlim düşmanın elinde kalmaz Sivas ülkesinin beyi geliyor
Herkes kaderine boynunu eğe Ünü dağılmıştı şehire köye Zarar ziyan gelmez Mihrali Bey'e Sivas ülkesinin beyi geliyor
Acem yiğididir yahşıdır yahşı Gösterir kendini kemâli şahsı Ahbabı yaranı giderler karşı Sivas ülkesinin beyi geliyor
Köyü Acıyurt'tur yeri Konak'tır Böyle bir yiğidi görmeli çoktur Yiğitliği veren ol Gâni Hak'tır Sivas ülkesinin beyi geliyor
Püryânî bu anda söyler bitirir Hakk'ın birliğine şükür yetirir Yurdun şerefini beyler artırır Sivas ülkesinin beyi geliyor Tokatlı Âşık PÜRYÂNÎ
-8- Mihrali Bey Ağıtı
Nasıl methedelim Mihrali Bey'i EyvaH Mihrali Bey gitti gelmedi Düşman mı oldular kahraman sana Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi
Malın mülkün mirasçılar paylaşır Rüştü Bey'in Konağ'ında eğleşir Bacıların "Gardaş" deyi ağlaşır Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi
Sürmeler çekilir kirpiğe kaşa Mihrali Bey o Yemen'e ulaşa Günler sıcak olur çıkamaz başa Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi
Vasfedelim Mihrali Bey halını Yiğitliğin şerefini şanını Çifter hanım bekliyorlar yolunu Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi
Acıyurt iklimi Konak Köyü'nü Ne bayramı belli ne de düğünü Gözlerim gelmedi Ali Bey'imi Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi
İsa Bey'in O'nun büyük gardaşı Yemen'e yapmağa gitti savaşı Ağlar Sivas halkı döker göz yaşı Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi
Aştı çayır çimen güller nergizler Bütün yasta kaldı gelinler kızlar Sivas ahalisi yolunu gözler Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi
Yemen dedikleri gayet sıcaktır Konak Mihrali Bey yalan ocaktır Ahbabın yarenin dostların çoktur Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi
Mihrali Bey ünün duyanlar ağlar Gam çeker dostların kara yas bağlar Ulaş Nahyası'nda köyler kan ağlar Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi
Ummazdım ki ol Yemen'de kalasın Sıcağından böyle bir hoş olasın Kars'ın kumandanı Acem balası Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi
Kahraman Mihrali yiğit bir kişi Ne yazı bellidir ne soğuk kışı Topladı orduyu otuz bin kişi Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi
Ne diyelim senin yiğitliğine Âlem and içiyor hürmetliğine Hak'tan bir inayet kuvvetliğine Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi
Biter mi hiç Mihrali Bey davası Aslanın boş kalmaz yurdu yuvası Bir beş değil atmış köyün ağası Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi
Öyle bir kumandan öyle paşaydı Biner ata yüce dağlar aşardı Mayetinde nice yiğit yaşardı Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi
Bu Mihrali Bey'in bu halı böyle Konuşurdu ağa paşa bey ile Dinlen gel Püryânî yeniden söyle Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi 17.3.1984 Tokatlı Âşık PÜRYÂNÎ
-9- Mihrali Bey Destanı
Nasıl methetmeyem Mihrali Bey'i Her yerde şerefi ünü söylenir Yaptığı yiğitlik aklıma düştü Üzerinden geçen günü söylenir
Bey'in çoktur anlatırsak davası Titretti elinde koca Sivas'ı Sürüyü sakladı Kangal Ağası Her yerde şerefi şanı söylenir
Mihrali Bey ata biner yürürdü Düşman görse korkusundan erirdi Doksan üç'te gelenleri korurdu Asâleti cinsi dini söylenir
Mihrali Bey sözlerini açmalı Bunu yazıp tarihlere geçmeli Kılıcıyla korkuturdu düşmanı Kılıcı kalkanı kını söylenir
Mihrali Bey konu açanlar açsın Senin ünün her tarafa dolaşsın Dinlensin Mihrali tarihe geçsin Verilir bu vasfı dili söylenir
Mihrali Bey'imi bilenler bilir Güçlü idi bir orduya baş gelir Ol her yerde kahramanlık söylenir Böyle kahramanın hali söylenir
Mihrali Bey çıktı gine meydana Ne kadar hanımdır doğuran ana Kılıcı bölendi al kızıl kana Gülşen bahçesinde gülü söylenir
Mihrali Bey senin nasıl duyuram Yiğitlerden seni seçem ayıram Yaradandır seni böyle kayıran Püryânî bugünkü gün bunu söylenir 17.3.1984 Tokatlı Âşık PÜRYÂNÎ
-10- Mihrali Bey
Aslan yatağını görmeye geldim Kaldığı yerlerdir Merali Bey'in Konağ'ı görünce düşlere daldım Olduğu yerlerdir Merali Bey'in
Kahpeleri almaz imiş araya Ak dememiş hatır için karaya aaaaen bir'de göçüp işte buraya Geldiği yerlerdir Merali Bey'in
Her ana doğurmaz böylesi eri Hayatında adım atmamış geri Arayıp gönlünce kalacak yeri Bulduğu yerlerdir Merali Bey'in
Dağların çökmüştür duman üstüne Şiirler yazmışım zaman üstüne Beş yüz atlısını yemen üstüne Saldığı yerlerdir Merali Bey'in
İSMETÎ der cihat etti yılmadı "Hürriyet demişti hayatın tadı Tarihte şanına yakışan adı Aldığı yerlerdir Merali Bey'in